Olumlu Düşünceler Bir Başkasının İyileşmesine Yardımcı Olur Mu?

Posted: 02/11/2010 in Çeviri Yazılar, Beyin, Bilim, Popüler Bilim
Etiketler:, , ,

Amerikalıların yüzde doksanı –sağlıkları, aşk hayatları ya da final sınavları için- dua ettiklerini söylüyor.

Fakat dua bir şey yapabilir mi?

Yıllardır bilim adamları duanın ve olumlu düşüncenin gücünü test etmeye çalıştılar –karışık sonuçlar elde edildi. Şimdi bazı bilim adamları yeni –ve tartışmalı– bir yöntem denemeye başladı.

Vücudun Ötesindeki Zihin

Sheri Kaplan’la ilk tanıştığımda Miami kliniğinde plastik sandalyeye oturtulmuştu ve ben de bir araştırmacı olarak birkaç şişe kanını alıyordum.

“Bu seferki kan tahlilinde oldukça heyecanlıyım” dedi. “Stresli değilim ve bununla gurur duyuyorum” Kaplan esmer ve çilli, kırmızı dalgalı saçlı ve kendinden emin gülüşlü bir bayan.  Son 15 yılını HIV virüsüyle geçiren bir insan için de oldukça sağlıklı.

Tanrı benim ölmemi, hastalanmamı bile istemedi” diyor… “Hiç fırsatçı enfeksiyonlarım olmadı,  çünkü mutsuz olmak için zamanım yok.” Kaplan’ın inancı alışılmışın dışında fakat hayatının merkezinde. Şu an için herhangi geleneksel bir dine ait olduğunu belirtmese de, Yahudi olarak büyütüldü, her gün dua ediyor ve meditasyon yapıyor. O Tanrı’nın, virüsü ondan uzak tuttuğunu ve inancının bugün hayatta olmasının nedeni olduğuna inanıyor.

Her şey düşünceyle başlar, düşünce de bir reaksiyon yaratırdiyor. “Ve benim fiziksel veya duygusal bir aşamaya gelmeden önce vücudumu kontrol etme gücüm var”. Kaplan son on yıldır birkaç ayda bir Miami Üniversitesinde profesör olan Gail Ironson’ı görmeye geliyor. Ironson bir AIDS araştırmacısı ve bir sürü soru soruyor.

“Bu süre zarfında HIV ya da AIDS’e bağlı belirtiler gördün mü?”

Hayır” diyor Kaplan “Hiçbir şey

“İyi olmanın tedaviye oranla yüzde kaçının kendi tutumların ve davranışların nedeniyle olduğunu düşünüyorsun?” diye devam ediyor Ironson.

Kaplan gülerek : “Yüzde 110”

Kaplan hiç ilaç kullanmadı, fakat hastalık da AIDS’e dönüşmedi. (Ve Kaplan, HIV’in AIDS’e dönüşmesini engelleyen CCR5 geni üzerindeki mutasyona sahip kişilerden de değil). 1990′ların ortalarında HIV virüsü taşıyanlar ölüm cezasına çarptırılırken, Ironson pek çok hastanın Kaplan gibi hastalığı kapmadığını belirtti. Ironson bunun neden olduğunu anlamak istedi.  Ve şaşırtıcı bir şey buldu.

“Eğer insanlara neden bu kadar uzun yaşadıklarını, neyin onları sağlıklı tuttuğunu sorarsanız, genelde maneviyat diye cevap vereceklerdir” diyor “Röportajlarda gelen cevap bu olduğu için bunu incelemeye karar verdim” diyor.

Maneviyat ve Sağlık

Ironson hastalığın ne kadar çabuk iyileşeceğini tahmin etmeye çalışırken, hasta ile Tanrı arasındaki ilişkiye yoğunlaşmaya başladı. O iki kilit göstergeye odaklandı. İnsan vücudunda virüsün ne kadar olduğunu söyleyen virüs yükünü ve AIDS virüsüyle savaşmaya yardım eden CD-4 hücreleri olarak adlandırılan bağışıklık hücrelerinin miktarını ölçtü.

Ironson zamanla, teşhisten sonra zaman içinde Tanrı’ya yakınlaşanların uzaklaşanlardan daha az virüs yükü olduğunu ve güçlü bağışıklık hücrelerinin daha yüksek seviyelerde devam ettiğini söylüyor.

“Aslında, Tanrı’yı terk eden ve maneviyatı düşen insanlar CD4 hücrelerini maneviyatını artıran insanlardan 4.5 kat fazla hızla kaybediyor” diyor Ironson. “O bizim en güçlü psikolojik öngörücümüz.”

“Yani şöyle mi demek istediniz” diye onaylatıyorum. “Eğer birisi ilaçlarını almıyorsa ve bunalımdaysa, maneviyatını yükseltirse kendini daha iyi hisseder?”

“Evet” diyor. “Ama hiçbir şekilde insanlara ilaçlarını almamalarını önermiyorum” diye hemen arkasından ekliyor gülerek.  “Bu gerçekten önemli bir nokta.  Yine de maneviyatın etkileri üzerinde ve üstünde.”

Benim Dualarım Senin Vücudunu Etkileyebilir mi?

Ironson bulgulara “olağanüstü” diyor. O, vücuttaki belli kimyasal değişimleri hastaların Tanrı’ya yaklaşımına bağlayan ilk araştırmacılardan biriydi.

Tabii ki akıl-vücut biliminde –düşüncelerim ve duygularım benim kendi sağlığımı etkiler- düşüncesi yıllardır birçok tıbbi okulda standart bir öğretidir. Fakat bu, benim düşüncelerimin senin vücudunu da etkileyebileceği anlamına geliyor mu?

“Cevap kesinlikle su götürmez bir şekilde hayır” diyor Kolombiya Üniversitesi Tıp Merkezi Davranış Tıbbı profesörü Richard Sloan.

Sloan 1980 ve 1990′larda yapılan çalışmaların hastanedeki bir hasta için dua etmenin iyileşmeyi hızlandırdığını gösterdiğini söylüyor. Fakat bu çalışmaların hatalı olduğunu söylüyor. En son, daha özenli çalışmalar, ya duaların etkisi olmadığını ya da hastaların kötüye gittiğini söylüyor, diyor.

Sloan, bilimin, bir insanın düşüncelerinin kendi bedenini nasıl etkileyebileceğini anladığını söylüyor- örneğin bağışıklık sistemini etkileyen kimyasalların beyinde değişmesiyle.

“Birinin düşüncelerinin ya da dualarının başka bir insanın sağlığını etkileyebileceğini varsayan akla yatkın bir mekanizma yoktur” diyor Sloan. “Hiçbiri. Hiçbir şey bilmiyoruz”

Farklı düşünen birkaç bilim adamı bununla tatmin olmuş değil. Yıllardır hiç kimse morfin ya da aspirinin nasıl işe yaradığını bilmiyor. Sadece işe yaradığını biliyorlar. Bu araştırmacılar bir yabancının başka bir yabancıya bir metinden dua ettiği tipik dua çalışmalarında kritik nokta olan kişisel bağlantı noktasını atladığını söylüyorlar. Bu yüzden bir sürü değişik soru soruyorlar. Bir kocanın karısına olan sevgisi onun vücudunu etkileyebilir mi?

Ya da Marilyn Schlitz’in sorduğu gibi; “Bizim bilincimiz sağlığını iyileştirecek bir şekilde başkasının bilincine ulaşıp bağlantı kurabilme kapasitesine sahip mi?”

Aşk Araştırması

Işıl ışıl bir günde Schlitz, San Francisco’nun güneyindeki Noetik Bilimler Enstitüsü laboratuarına giden yolda Teena ve J. D. Miller’e eşlik ediyor. Schlitz Bilinç ve Maneviyat konusunda araştırmalar yapan enstitünün başkanı. Millerlar, on yıldır evliler ve onların tutkuları aşikâr -bu onları Aşk Araştırması olarak adlandırılan çalışma için mükemmel kılıyor.

Schlitz Teena’yı hiçbir sesin giremediği ve çıkamadığı ayrı bir odaya alıyor. Teena, Schlitz sağ eline elektrotları yerleştirirken geniş bir koltuğa yerleşiyor.

“Bu başparmağındaki kan akışını ve bu da derindeki iletkenlik aktiviteni ölçüyor” diye açıklıyor araştırmacı “Böylece bunların ikisi de bilinçaltı sinir sistemini ölçüyor.”

Schlitz, Teena’yı elektromanyetik dalgalardan yalıtılmış bir sandalyeye yerleştiriyor, sonra J.D.’yi kapalı devre bir televizyonun bulunduğu başka bir yalıtılmış bir odaya götürüyor. Ekranın kapanıp açılacağını ve belli aralıklarla Teena’nın görüntüsünün 10 saniye süreyle ekranda belireceğini açıklıyor.

“Ve onu gördüğün zamanlar sevgi dolu ve şefkatli niyetini göndermeyi düşüneceğin bir fırsat” diye bilgilendiriyor.

Oturum başladığında, uzman bilim adamı Dean Radi bilgisayardan J.D.’nin tansiyon ve terlemesindeki değişiklikleri gözlemliyor. J.D. karısının görüntüsünü gördüğünde durağan çizgiler aniden fırlıyor ve düzensizleşiyor. Soru şu ki:  Teena’nın sinir sistemi bu çizgileri taklit edecek mi?

“Bakın tam burada kan hacminde bir değişiklik olduğunu görüyorsunuz” diyor Radin, Teena’dan alınan ölçümlerin grafiğine işaret ederek. “Yönelme tepkisiyle eşleşen ani bir değişiklik. Birisinin kulağına bir şey fısıldadığını duyarsan ve etrafta hiç kimse yoksa nasıl bir hisse kapılırsın? O nedir? O bizim aşağı yukarı şu an fizyolojisinde gördüğümüz şeydir.”

Bir saat sonra Radin Teena’nın şemasını gösteriyor. Şema, kocası onun görüntüsüne bakmadığı zamanlarda düz bir çizgi gösteriyor, fakat kocası ona baktığı zamanlarda o da rahatlamayı bırakıyor ve iki saniyeliğine “uyandırılmış” hissediyor.

Otuzaltı çifti bu testten geçirdikten sonra, araştırmacılar bir insanın düşüncelerini eşi üzerinde yoğunlaştırdığında eşinin kan akışı ve terlemesinin de 2 saniye içinde çarpıcı bir şekilde değiştiğini buldu. Bunun şans ihtimali olma olasılığı 11,000 de 1’dir. Washington Üniversitesi ve Edinburg Üniversitesi tarafından yapılan 3 düzine rastgele çalışma benzer sonuçları göstermiştir.

Aşkın Kuantum Dolaşıklığı

Peki, bunu nasıl açıklıyorsunuz? Hiç kimse tam anlamıyla bilmiyor. Fakat Radin ve birkaç kişi daha Kuantum Dolaşıklığı olarak bilinen teorinin bazı ipuçları verebileceğini düşünüyor.

İşte onun nasıl çalıştığı; İki parçacık, bir kere temas ettiğinde onları kilometreler ile ayırsanız bile hala birbirlerine bağlıymış gibi davranacaklardır. Bu şimdiye kadar sadece atom altı düzeyde gösterildi.

Fakat Radin merak ediyor: Yakın ilişkileri olan insanlar-çiftler, kardeşler, aileler ve çocuklar de “dolaşık” olabilir mi? Sadece duygusal ya da psikolojik olarak değil, fiziksel olarak da?

“Eğer dolaşıklık anlayamadığımız bir şekilde sürüyorsa, eğer onlar fiziksel olarak dolaşıksa, onları ayırıp, birini dürtüp diğerinin tepkisini görmelisiniz” diyor.

Moleküler düzeylerde birbirimize bağlı olabileceğimiz düşüncesi yıllardır süre gelen mistik sözlerin yansıması gibi.  Ve bu bazı bilim adamlarının ilgisini çekiyor.

Fakat Kolombiya Üniversitesindeki Sloan gibi bazılarını çıldırtıyor. Bunun altında yatan düşünce yanlış. Dolaşıklık bu şekilde olmaz diyor, o.

Fizikçiler bu ilişkinin bağlantısal olduğu ve nedensel olmadığı konusunda oldukça açık. Kuantum dolaşıklığında hiçbir nedensellik yok.  Açık görüşlü olmak iyidir, fakat beynimizi devreden çıkartacak kadar açık görüşlü olmak değil” diyor Sloan.

Radin ve diğerleri bilimin şimdiki söylediğine katılıyorlar. Fakat bu bulgular bir şekilde açıklanmalı.

Kaynak: Can Positive Thoughts Help Heal Another Person?

Çeviri: Cemre ÖZER
Edit: Berkay ÖZCAN
www.yorumsuzblog.org

Yorumlar Kapalı