Bilinç, beyinde olanların (sinirsel işlemlerin) sadece bir gözlemcisi midir yoksa nöral işlemler ile birlikte bir “yaratıcı” mıdır? Albert Einstein’ın da aralarında olduğu bazı bilim adamları bilincin gerçeklik tarafından üretildiğini savunuyorlardı ki, bizlerin hissettikleri basitçe evren içi olayların kaçınılmaz bir sonucuydu. Yani bizler basitçe evrenin geri kalanı tarafından programlanmış makinelerdik.
Diğer bilim adamları ise tersine, bilincin gerçekliği ürettiğine inanıyorlardı ki bizler olayların seyrini değiştirme gücüne sahiptik. Onlar özgür iradeye inanıyorlardı.
Düşünüyor muyuz ya da düşünce miyiz?
Bu soru yanıltıcıdır. Sorunun kendisi bir bakıma cevaptır: “Ben”i ve bedeni ayırdığımız anda ikiliğe geçmiş oluruz, Descartes’e göre ruh ve madde birbirinden ayrıdır ve ruh maddeyi kontrol edebilir.
Maddede çakılıp kalmış bir özgür irade hayal etmek kolay değildir, çünkü bizler bedenimizi kontrol eden, bedenimizden ayrı bir “Ben”e inanma eğilimindeyiz.
Fakat materyalist bir senaryoda, “Ben” sadece beyin işlevlerinin ifadesi olmalıdır. Durum böyle ise, o halde “özgür irade” karar veren “Ben” ile ilgili değildir; ”Ben” sadece o kararı yansıtacaktır. Kararı veren beyin işlevidir.
Bu özgür iradenin var olmadığı anlamına gelmez. Sadece yeniden tanımlanması gerekir; Bir beyin işlevi işin içinde tamamen başka fiziksel süreçler olmadan ortaya çıkabilir mi?
Materyalist bir senaryoda özgür irade bilince ihtiyaç duymaz; bilinç beyin işlevinin “düşünen” safhasıdır. Asıl soru beyin işlevinin özgür iradesi olup olmadığıdır.
Eğer bilinç gerçekten bir fiziksel süreç sonucu ise, eğer bilinç sonuçta maddesel ise bu özgür iradeyi dışarlar mı? Esasen bizler yüzyıllarca özgür iradenin ruhun özel ürünü olduğunu addettik, çünkü ruhun maddeden değil maddi olmayandan geldiğini addettik ve ikincisi fizikte hiçbir şey maddenin özgür iradesini kabul etmez.
Eğer biz şimdi bilincin maddenin özelliği olduğunu kabul edersek (ihtimalle maddenin sadece özel bir form ve konfigürasyonuyla ortaya çıkan, ama gene de sonuçta maddi olan), ikinci ifadenin yeniden değerlendirilmesi gereklidir, çünkü özgür iradenin olma olasılığı onun doğruluğuna bağlı olacaktır. Eğer maddenin hareketi sadece belirleyici kanunlar tarafından kontrol ediliyorsa o halde özgür irade hayalden başka bir şey değildir. Öte yandan eğer madde kendi hareketi üzerinde bir derece kontrole sahip ise, o zaman özgür irade gerçektir.
Soru özgür irademizin olup olmadığı değil; ama evrenin kanunlarının (örneğin. Fizik) özgür iradeye izin verip vermemesidir.
Özgür İrade ve Rastgelelik
Özgür irade sıkça rastgelelikle birlikte anılır: eğer bir varlık sıkı sıkıya evrensel kurgulu düzenek tarafından belirlenmişin aksine rastgele davranışlar sergileyebiliyor ise özgür iradesi vardır. Diğer bir deyişle, özgür irade sadece doğa kanunları bazı rastgele çözümlere izin verirse var olabilir, bilincimiz tarafından isteğe göre seçilen çözümlerle. Eğer doğada rastgelelik yoksa o halde her davranış (kendi bilinçli düşüncelerimiz de dahil) bir formül ile daha önceden belirlenmiştir ve özgür irade var olamaz.
İnsan özgür iradesindeki rastgeleliğin kaynağını arayışlarında; John Eccles gibi nörologlar ve Roger
Penrose gibi fizikçiler insan beynindeki işlemlerdeki rastgelelikten kuantum etkilerinin sorumlu olduğunu ileri sürdüler. Şansın ve özgür iradenin eşitlenebilir olup olmadığı (özgür irade rasyonel olana ve belirleyici kararlara sebep olmalı, rastgele olanlara değil) ve Kuantum Teorisinin rastgeleliğin tek olası kaynağı olup olmadığı tartışmalıdır.
Makine’nin Özgür İradesi
Bizler neden bir makinenin özgür iradesi olmadığını iddia ediyoruz? Çünkü genellikle bir makine sadece bizim onu programladığımız şekilde problemleri çözebilir. Bizler öte yandan öngörülemez durumlardaki problemleri çözebiliriz (veya en azından çözmeyi deneyebiliriz). Bunun sebebi daha önce hiç yapmadığımız ve kimsenin hiçbir şekilde bize söylemediği davranışlar gösterebilmemizdir, oysaki bir makine sadece programlandığı şeyi yapabilir.
Makineler spesifik durumlardaki spesifik sorunları çözmek için üretilmişlerdir, sırf insanların bu konuda iyi olmaları yüzünden: spesifik durumlarda spesifik sorunları çözecek makineler üretmek; biz insanlar bir makineyi “tasarlamaktan” hoşlanırız, ”tarifnameyi” yazmayı vs… Doğa bizleri bu şekilde inşa etmemiştir. Doğa bizleri farklı bir prensip ile inşa etmiştir ve makinelerden farklı davranmamız hiç te sürpriz değildir. Doğada bizler bir sonraki problemin ve durumun ne olacağını hiç bilmediğimizden doğa bizleri “Darwinci” makineler olarak inşa etmiştir; beyinlerimiz her zaman birçok olası davranış üretmekte ve çevre tarafından(eldeki spesifik sorun ve durumlar) “seçilmiş” olanları izler. Doğa bizleri bizlerin makineleri üretmek için izlediğimiz prensipten farklı bir prensipte inşa etmiştir. Bizlerin aklı ile makinelerin aklı arasındaki temel farklılık mimarileridir.
Makinelerde özgür iradenin olmayışı makineler için bir sınır değildir; aklımızın limitli oluşudur. Eğer bizler doğanın bilişsel varlıkları yarattığı şekilde makineler üretseydik, örneğin: aynı tür mimaride, geniş miktarlarda rastgele davranış meydana getirebilecek ve sonra mevcut olan sorun ve duruma en uygun olanı seçecek daha farklı bir makine olacaktı. İnsan bir gün “Darwinci” mimari ile üretilmiş (bugünün genetik algoritmaları ve nöral ağlarının neslinden) “özgür iradesi bizimkini geçecek olan”, bizden daha fazla özgür irade ortaya koyacak makineler planlayabilir…
Neticede bizler çoğu zaman basitçe komutlara uyuyoruz (alışveriş yaptığımızda reklamlara, bir müzik parçası söylerken plak şirketlerine, tüm gün boyunca annemizin ahlak kurallarına uyuyoruz), hâlbuki bir makinenin koşullanması olmayacak. Ve bizim beynimizin oluşturduğu alternatiflerden daha fazla alternatif oluşturabilecek. Özgür irade basitçe doğa tarafından yaratılan aklımızın Darwinci mimarisine verilmiş bir isimdir. Bir davranışı(aksiyonu) seçtiğimizde aslında doğanın çok eski bir komutuna uymuş oluyoruz. Bizler basitçe ürettiklerimizden farklı bir türde makineleriz.
Düşünüyor muyuz ya da düşünce miyiz?
Çevirmen: Kamil Kerem GÜLER
Koordinatör/Editör: Berkay Özcan
www.yorumsuzblog.org
Kitabımızın işaret ettiği mucizevi olaylar Bilimsel olarak yaşanmadıkca Kıyamet kopmayacaktır. İşte bilimin yeni bir keşfi ama Kitabımızın ve vahiy kanallarının insanlık tarihi kadar eski bir uyarısı/gerçeği daha gün yüzüne çıkıyor…Teşekkürler Yorumsuz blog…